Küçükken en sinirlendiğim sözlerin başında gelirdi ; dedemler, babamlar arkadaşlarıyla toplandığında "ahhh eski günler böyle miydi " diye başlayan ve devam eden cümleler. O eski ramazanlar, o eski bayramlar ,o eski günler. O kadar kızardım ki işte bu günler de güzeldi ne farkı var diye itiraz edesim gelirdi.Geçmişte yaşananları bilmeden, küçüçük aklımda yapmak isterdim. Ama insan yaş alıp geçmişe bakınca dedemlerin,babamların bile yaşına gelmeden aynı sözleri söyler buldum kendime de çevreme de. Oysa bunları söylemek için daha erken değil miydi ?
Yeni bir yıla ne zaman yaklaşsam eskittiğim yıllar düşüyor aklıma. Nedensiz bilmem sanki o zamanlar daha mutluymuşum da benim haberim yokmuş gibi geliyor. O anları yad ettikçe o zamanların gecikmeli mutluluğunu şimdi yaşıyorum gibi kandırıyorum kendimi.
Günlük hayatımızda ne kadar çok kullanırız bu kelimeyi aslında birilerini, bir şeyi, bir yeri sürekli ihmal ettiğimiz konusunda yakarır, şikayet ederiz. Ve her zaman kendimizin bile inanmadığı sözler verip bir daha ihmal etmeyeceğimiz konusunda yeminler ederiz. Nedenlerimiz hep aynıdır, ya işimizi, ya zamanı, ya da şehrimizi bahane ederiz. Ama bu keşmekeşlik arasında geriye dönüp baktığımızda kendimizi ihmal ettiğimizin farkına bile varmayız.
Kimilerine göre en güzel tarafı İstanbul'a dönüş yoludur, kimisine göre denizi olmayan çorak sıkıcı yer, kimisine göre de gri bir şehir. Şairler, besteciler bile İstanbul'a aşklarını bonkörce verirken, iş Ankara'ya gelince aşkınında,kızlarının da ne kadar zor olduğunu konusunda dem vururlar.
Sadece Galatasaray değil Türk Spor tarihinin altın çocuğu. Gollerinin sayısını egale edenler, gördüğü başarıların kat be kat şampiyonluk yaşayanları gördü bu topraklar ama saha dışına çıkınca onun gibilerini aradı bu gözler... Birçoğumuz canlı gözlerle tanık olmadık futboluna ama belki de dedelerimizin, babalarımızın bize anlattığı en güzel masaldı Metin Oktay. Hiç bitmesin istediğimiz, uğruna şarkılar söylediğimiz, en güzel kahramanımızın adıydı Metin Oktay.